Seyehat-ül Sarımsaklı

Temmuz 21st, 2008 / günlük / 6 yorum

Küremiz sıcak, Manisa daha sıcak. Çıkıp ege’nin serin sularına bırakmanın vakti gelmişti kendimi çoktan. Ve sonunda geçen perşembe ayvalık/sarımsaklı’ya çıkarak bu yolda ilk adımı attık. Bu yazıda başımdan geçenleri ve kısaca sarımsaklı hakkında size rehber olmaya çalıaşcağım. Nucro’yu takip edin şimdi iki dakika.Buraya en son on sene önce gelmiştim. Pek çok şey değişmiş diyemem fakat gene de bir kaç değişiklik olmuş. Örneğin şu plajın bitişiğindeki yol taş yoldan asfalt yola dönmüş. İlk gün otel bakıp sahile indim. Otel bulmak oldukça kolay. İhtiyaçlara ve cebin kalınlığına göre her türlü konaklama yeri mevcut. Ben Karakaş Otel adlı bir yerde kaldım. Odalar gayet iyiydi. Fiyat da cazipti. Sabah kahvaltısı dahil. Öğle ve akşam bize kalıyordu. Öğle yemeği bir şekilde geçirilebilir sahilde falan asıl önemli olan akşam yemeği. Eğer sarımsaklıya gidecekseniz veya şu an ordaysanız akşam yemekleri için kesinlikle,şiddetle ve bilimum alakalı sıfat kullanarak söylüyorum ki Halil İbrahim Sofrası-2 adlı mekana gidiniz. Olmaz öyle bir yer. Mekan olarak gayet sade bir yer. Fakat çalışanlar süperin ötesinde. Sanırım aile şirketi gibi bir yer. Ali Bey
adında biri sanırım sahibi aynı zaman da baş garson. Gelir gelmez sizi mükemmel bir şekilde karşılayıp siparişlerinizi alıyor ve maksimum 5-7 dakika içerisinde önünüzde buluyorsunuz her ne istediyseniz. Diğer bir görüşüm de Balıkesir insanları. Ben şu an Manisa‘da ikamet ediyorum. Burda da tanıdığım bir çok Balıkesirli arkadaşım vardı. Onların bu şen-şakraklığının Balıkesirli olmalarıyla bir alakasının olduğunu düşünmemiştim ama artık düşünüyorum. Dondurmacısından, kebapçısına, çin malı satan adamından, seyyar satıcısına-otelcisine kadar her insan pırlanta gibi kişiler. Bir diğer nokta da yabancı insan miktarı. Aşırı miktarda Alman- Türk asıllı Alman bulunuyor beldede. Gördüğünüz arabaların çoğunun plakasının başında D harfi bulunma olabilitesi yüksek. Ayrıca ben burda Almanya dışında, Belçika, Fransa ve Hollanda plaka araba da gördüm. Yabancı diliniz var ve kız tavlayabilitenize güveniyorsanız boş ellerle memlekete dönmeniz pek de mümkün değil hani. Haa unutuyordum. Muz’a bindim bir de. Çakma Türkler ona banana dese de ben muza bindim. İlkten sakin giden muz yolculuğum teknenin kıvrak bir kaç haraketiyle serin sularda kendimi bulmamla sonlandı. Ayrıca muzdaki sadece ben ve babam Türk’tük. Geriye kalanlar Almandı. Muzun kişi başı ücreti onbeş lira idi. Jetski yapayım dedim fakat fiyatını duyunca hissettiğim duygu kızgın kumların ayakalrıma verdiği acıyı alıp götürdü. Onbeş dakikası elli kağıt olan jetskiye parası bok olan vatandaşlar bağıttıra bağıttıra bindiler. Hemen hemen günlerim böyle geçti. Son gün gene deniz seyehatlarinin olmazsa olmazlarından olan tekne turuna çıktım. Yabancı dil sayesinde belçikalı ve alman iki kızla tanışıp msn ve facebook adreslerimizi paylaştık. Tur gayet iyiydi. Üst katta müzik hiç durmadı. Kurtları olanlar döktü. Oyunlar oynandı. Tekne üç adet yüzme molası verdi. Mola verdiğimiz yerlerdeki su sıcaklığı, sarımsaklıdakinden daha iyidi. Cunda Adası denen kısmi olarak tarihi bir yerde durduk. Yaya olarak burasını gezdik rehber eşliğinde. Sanırım mekan Rum’lardan kalmaydı. Büyük bir kilise vardı. Çanı falan bilmem kaç kilometre ileri duyulabiliyormuş. Yusuf anlarında halkı kiliseye toplamak için geliştirilmiş bir olay. Tıpki her eski kilisedeki gibi. Güzeş Rum Tavernaları vardı. Yollar taş fakat bildiğimiz gibi taş değil. Hani eski evlerin falan olduğu böyle büyük boyutlarda taşlar olur ya onlardan. Rehberimiz de genç hemen hemen benim yaşlarımda biri. Balıkesirlileri söylemiştim muhteşem insanlar diye…o da öyleydi. Espriler ile karışık ortaya yanarlı dönerli bir anlatım sundu. Sonra oturup meşhur sakızlı ve karadutlu dondurmasını yedik. Çabuk yedim boğazlarım şişti. Ağrıyor hatta şu an biraz. Sonra tekneye tekrar bindik. Oynamayı hiç sevmem. Oynamak derken oyun havaları, harmandalı falan. Kısaca dans diyelim. Müziği dinlemek için kullananlardanım sadece. Babam benim tam aksim oynamak için doğmuş biridir. Yukarı katta benim yaşıtlarım ve babam döktürürken beni de aralarına aldılar. Hatırlarına bir kaç salak haraket yaptım. Sonra oturdum. Çocuklarla tanıştım ve büyük tesadüf onlar da Manisa’lıymış. Vay anasını dedim. Neyse indik teknedek. Yabancı arkadaşlarımla bu kısa arkadaşlık için teşekkür edip kim bilir tekrar nasıl görüşürüz diyerek ayrıldık. Son gece tanıştığım Manisa’lı arkadaşlarla bir gece geçirdim. İlk geceler ailemle sarısmaklıyı turlayıp geceleri içip, okey oynamıştım. Kısaca tatilim böyle geçti. Ayvalık/Sarımsaklı hakkında söyleyeceklerim ise şunlar. Bütçesi tipik orta halli Türk insanı için gayet uygun bir yer. Ne pahalı-ne ucuz, ne çok yabancı var- ne az, su ne çok soğuk- ne de çok sıcak, ne derin- ne sığı, vs… Bu uzarda gider. Her şeyin ortası bir belde. On sene sonra seni tekrar görmek güzeldi Ayvalık.

Bunları oku daha güzel bak

Yorumlar

  • ekubio diyor ki:

    Cunta değil yavrucuğum Cunda :D

  • Nucro diyor ki:

    çelişkide kalmıştım zaten :D

  • tayfur diyor ki:

    merhaba sitenizle lınk almak ıstıyorum sızın gıbı degerlı sıte yonetıcılerıyle ılgılenmek ve pagerank yukseltmek ıcın el ele vermek ıstıyoruz http://www.akilsiztv.com/ ekıbı

  • Nucro diyor ki:

    @tayfur bunu iletişimden yazabilirdin. iletişim bölümünde anlık mesajlaşma adresim yazıyor. ordan bağlantı kurabilirsin.

  • oyyla.com diyor ki:

    Seyehat-ül Sarımsaklı…

    Ayvalık seyehatim…

  • Mert diyor ki:

    Ayvalık’ta yaşayan ve Sarımsaklı sever olarak; Beğenmene sevindim.. İnan ki Sarımsaklı’dan başka Ayvalık’ta gezilecek çook yer var :)